İnsan, dünyaya ilk adımını attığından beri çevresi ihtiyaçlarla bezenmiş bir varlık.
Uyum sağlamak zorunda olduğu bir dünya ile bağlantılar kuruyor. Bu bağlantılarını sürdürmek ve sürekli olarak yenilemek zorunda. Yağmur yağdığında ıslanmamalı, acıktığında yemek yemeli, üşüdüğünde ısınmalı. Bu ihtiyaçlar döngüsü içerisinde kendine ait bir kimlik belirliyor. İhtiyaçlarını karşılayamasa ya da eksik kalsa, yaşam ile olan anlam arayışı yolculuğuna geç kalacak. İşte bu yüzden bu ihtiyaçlar silsilesine eksiksiz olarak hâkim olmak zorunda.
Öte yandan zaman elbette ilerliyor. Dünya değişiyor, zihinler değişiyor, yaşamlar değişiyor. İnsan anlaşılması çok daha güçleşen bir varlık haline geliyor. Neden mi? Kendini sömürmeye, kendini tüketmeye başlıyor insan. Bu nasıl oldu peki? Bana göre bu, bencillikten ve birtakım hırslarından kaynaklandı. ‘Daha fazla, daha fazla’ diye diye üretti, üretti, üretti. Yetmedi diye bir kelimeyi hafızasından çıkarttı. Tabi sonunda bir şeyler fazlalaştı. Peki bunu ne yapacaktı? Elbette satacaktı ve bunun da farkın vardı; ‘satmak!’ Bunu satarsa eğer hem kendisi çok para kazanacaktı hem de hâkim olacaktı kendisine.
İşte böyle bir hikayenin son karesi 2020’nin globalleşmiş insanı. İhtiyaçlarının sınırlarını zorlayan, ihtiyacı olmayan ne varsa ihtiyaç gibi bakan bir konumun sahibi.
Dünya değişti. Herkes aynı köyün sakini artık. Bilgi, deneyim, kültür, yaşam her an her yerde aynı aktiflikte hissedilebiliyor. Sınırlar kalktı çoktan. 1800’lerin başındaki teknoloji emeklemeleri artık koşar adım olmuş. Gözünü dünyanın dışına dikmiş insan. Kültür popülerliğini kaybetmiş, popüler kültürler egemen olmuş dünyasına. Aynı zamanda hala da üretmeye ve zenginleşmeye devam ediyor. Fazla değer üretiyor ve bunu aynı zamanda da satıyor.
Toplumların dinamiklerini oluşturan temel kültürlerin hemen hepsi, bu durumla yüzleşiyor, herkes bu fazla değeri satın almak zorunda bırakılıyor. Geleneksel medya, sosyal medya vs. ile de bu satın alma zorundalığı peyderpey herkese öğretiliyor ve yayılıyor. Sonuç olarak bir tüketim toplumu oluşturulmuş olunuyor.
Bu tüketim toplumu içerisinde yaşayan her birey aynı zamanda insani özellikleri tarafından da bu tüketim toplumunun üst yapıları tarafından kullanılıyor. Bilirsiniz ki temel ihtiyaçlar temin edilirken herhangi bir kendini beğenme veya beğendirme durumu söz konusu olamaz çünkü herkes bunu yapıyordur ve sıradanlaşmıştır. Peki tüketim toplumunun temel stratejisi ne? İşte insanda var olan bu kendini beğendirme ve gösterme hadisesini, satın alım propagandalarını hızlandırarak, toplumun bu özelliği ile kâra daha hızlı ulaşmayı umuyorlar ve 21. yüzyılda çok başarılılar.

Yorum bırakın