Üç bölümden oluşacak olan bu yazı dizisinin ilk bölümünde, ‘düşünceler ile yaşantılar’ arasındaki ilginç ilişki incelendi.
—————————————————————————————-
Saat.
Çıkmazların ortasında bir sokak. Baharın yeni gidişini özlermişçesine bakıyor birbirine soğuktan. Ertesi güne uyanabilmenin hesaplarını yapan iki adam var başında. İnce bir hesap bu. Pek fazla bir şey gerektirmeyen bir kaç dudak hamlesi yapıyorlar hepsi bu.
Adamların ellerinde sokağın çıkmazları kadar ilginç bir de saat var. Başkasına ait olan bir saat mi bu yoksa sadece onlar başkasından mı ödünç almışlar? Anlamak güç tabi ilk bakışta.
Yolun ilerleyen dönemecinde iki adam daha duruyor. Bu çok garip gözüküyor uzaktan. Tabi kışın ayak sesleri olan rüzgarların uğultuları eşliğinde çıkmazların sokağı daha bir garip oluyor. Anlamak daha da güçleşmiyor değil.
Bir iki adım yürüyorum sağdan. Kafamı kaldırıp korkudan bakamıyorum. Nedir bu Allah aşkına? İnsan bir sokaktan yürürken bu kadar korkar mı hiç? Korkmamalıyım diye kendimi avutarak eski binaların önünden çıkmazların merkezine gelmişim. Saat nereden baksanız 1’i geçiyor.
Göz göze gelmeyeyim diye dualar ederken bir irkilme geldi üzerime. Soğuk bir duşun şoku gibi savrulmuşum. Ellerim üşüyor, ayaklarım buz kesmiş. Etrafımda koşuşan binlerce insan… Az evvel burası bir yalnızlık şehri gibi değil miydi? Anlam veremiyorum. Sadece bir ses hatırlıyorum; ‘şimdi ne görüyorsun?’ Bu ses kulaklarım içinde hıçkırıyor.
Bir kaç dakika sonra uyanmışım. Bulunduğum yerin sokakla yakından uzaktan alakası yok. Peki ben demin o şehirde değilsem, şimdi neredeyim?
Dedi.
Bu hikayeden sonra kapıyı kapatıp çıktık. İçeride bir alkış kıyamet. Gerçekten muhteşem bir filmdi.
Arkadaşlarla sinemadan ayrıldıktan sonra yolun sağından ‘Çıkmaz Sokak No/7’ye’ doğru hareket ettim. Sağımda eski evler… Hava gerçekten çok soğuk, bahar yeni gitti biliyorum. Bir şeyin eksikliği ile elimi koluma attım; saatim yok!

Yorum bırakın