2. Bölüm – ”Çıkmaz Sokak”

Üç bölümlük ‘Çıkmaz Sokak’ yazı dizisinin 2. Bölümü’nde, ‘benzer yaşamlar’ arasındaki bağa farklı bir bakış açısı getiriliyor.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Fotoğraf.

Ne kadar pervasızca hareket ettiğini anladıktan sonra bir yudum kahveyi daha boğazından aşağı düğümlüyor. Geride bıraktıklarıyla yaptığı ufak tefek hesaplaşmaların boyutlarını inceliyor. Bezmişlik ile bezenmiş bir sendromun eşiğinden sesleniyor bu sefer.

Düşünmenin ve hissetmenin inceliğini dudaklarından dökerken kısa hesaplaşmalarına derin bir desteği esirgemiyor. Beyin ile kalp arasında bir yerde arafta kalmanın verdiği hazzı da unutmuyor tabi.

‘Günlerden bir gün…’ diye başlayan hikayelerin başrolünde oynamaktan gelen usanç, şu sıralar zirveye çıkıyor.

Ne yapacağını bilmeyen insanın çaresizliğini gözler önüne seren bir tabloyla karşı karşıya kalmış. Hızlı ve keskin bakışıyla telefona bir numara tuşluyor. Kısa ama çok kısa bir numara bu.

Antika deseniz antika değil, anlamak isteseniz sizi aşar. Bu numarayı anlamak için sadece yaşamış olmanız gerekiyor. Öyle ya, yaşamayan bilemez bu numaraları.

Telefonun ucunda boğuk bir ses; ‘Efendim?’ diyor. Bu sese karşılık verdiği tepki bu asrın bunalımına da ışık tutmuyor değil; ‘Sadece gel, yoruldum.’

Telefonun ucundaki kişinin anlam veremediği bu duruma tamam demek düşüyor sadece. O da nasırlı ve yaşlı elleriyle az evvel aradığı kişinin yüzüne telefonu kapatıyor. Az sonra boğuk ses eve gelip, bir kaç dakika bir muhabbetten sonra malzemelerini salonun ortasına koyuyor ve bunalımı fotoğraflamaya başlıyor.

Otuz-otuz beş pozdan sonra kısa bir muhabbet daha geçiyor içeride. Yaşlı adamın elinde tarihi belli olmayan bir kolonya, ölmüş bir çiçek ve bir kaç fotoğraf bulunuyor.

Fotoğrafı çeken boğuk ses şaşkınlığını gizleyemeden şu cümeleleri boşaltıyor zihninden; ‘Neden böyle yalnızken, üstelik kimseniz yokken fotoğrafınızı çekmemi istediniz? Hem bayram da değil, anlayamadım açıkçası.’

Bu sözler üzerine bunalımın tepkisi, hem karanlık hem de aydınlığı birleştirmiş bir vaziyette; ‘İnsan ya işte, tükenmeye yüz tutmuş hislerini korumak ister. Ben tükeniyorum, bu fotoğraf elimde kalsın da, hissetmeye devam edeyim.’

Buz gibi bir diyaloğun ardından boğuk ses yutkunarak son darbeyi indiriyor;

‘Sen de beni çeker misin?’

Yorum bırakın