Üç bölümlük ‘Çıkmaz Sokak’ yazı dizisinin 3.Bölümü’nde, ‘önyargı’ konusuna klasikleşmişin dışında bir yerden bakılıyor.
– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –
Anahtar.
Sokakların kaldırımlarında atılan adımların sayısı kadar hayaller vardır. Bu hayalleri arşın arşın adımlayan işçiler her sabah aynı saatte evlerinden işlerine gitmek için yola koyulurlar.
Yine böyle bir günün şafağında, hafif bir soğukluğun içinde camdan dışarıya kafamı uzattım. Erken uyanmanın verdiği mahmurlukla etrafıma bakınmaya başladım. Rüzgarın çarptığı ağaçların çıkardıkları sesler öylesine anlamlıydı ki, kendimi bu ahenge kaptırmışım.
Az sonra olacakları bilmeden keyifle seyrettiğim bu sokağın eşsiz derinliğinin bana ömrüm boyunca unutamayacağım bir acıyı verebileceğini hangimiz bilebilirdik?
Sokağın başından bir patırtı kütürtü aldı yürüdü. Evimizin önündeki köpeklerin de huysuzlaşmasıyla bir şeyler olacağının farkına vardım. Böyle bir anda nasıl tepki vermeliydim? Hemen içeridekileri uyandırsam da olmayacaktı ama kayıtsız da kalamazdım.
Biraz sonra ilginç bir şekilde sesler kesildi. Az evvel savaş meydanının yakınındaymışım gibi duyduğum sesler yerini bir esintiye bıraktı.
Zihnimle savaşıyormuşum.
Bunu yıllar sonra farkettim. Bu güne kadar kötü davrandığım herkesi, içimdeki hezeyanları hatta önyargılı yaklaştığım her şeyi zihnimde hissetmişim. Böyle bir olayın gerçekleşmesi bir yana ve hatta bizim evimiz büyük bir binaydı, 13. katta oturuyorduk.
Peki bu hissettiğim ve her gece rüyalarıma giren bu sancı şeklindeki hikayenin mânâsı neydi?
Her şey tek bir anahtarla başlamıştı. Zihnime önyargı anahtarını yerleştirdiğimden beri, neye elimi atsam açılmıyordu ve bu bana sancılar veriyordu.
Tüm meselem, yani tüm bu fırtınayı dindirecek olan şeyin, açık bir beyin ve bolca hoşgörünün zihnime yerleşimiyle olacaktı. Bunu yıllar sonra fark ediyorum.
Şimdi çocuklarımda hayata benim gibi bakmasınlar diye, elimden geleni yapıyorum.

Yorum bırakın