Ortadoğu… Dünyanın gözünün farklı nedenlerle burada olduğunu bilmek zor değil. Petrolün coğrafyası… Son dönemlerde savaşlar ve yıkımlarla çalkalanan bir coğrafya.
Ama aslında bu bölge, medeniyetin beşiği… Medeniyetin doğduğu yer… Haydi Mezopotamya‘yı konuşalım.
Dünyanın ilk medeniyetlerine ev sahipliği yapan bir bölge… Mezopotamya.
Kadim tarihini ve geçmişini bilmemek mümkün değil. Günümüzde kullandığımız arabaların tekerleklerini bulanlar, yazıyı icâd edenler burada yaşadılar.
İnsanoğlunun medeniyete ilk adımlarını attığı yer burası.
Sümerler, Akadlar, Babiller, Asurlular… Hepsi burada tarih sahnesine çıktılar.
Bu kadim dünyayı gelin beraber inceleyelim ve bu eşsiz bölgeye yakından bakalım.
Mezopotamya kelimesi Eski Yunan’a uzanır. ‘’Nehirlerarası Ülkesi’’ anlamına gelen bu kelime, Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bölgeyi tarif eder.
Mezopotamya bölgesi, dünyanın ilk medeniyetlerinin kurulduğu bir bölgedir.
Bölge topraklarının verimli olması dolayısıyla, ilk medeniyetleri şekillendiren tarımsal faaliyetler açısından elverişli bir bölgedir. Ayrıca, Fırat ve Dicle nehirlerinin de etkisiyle sulama konusunda kolaylıklar bulunan bir yer.
M.Ö 3000’lere gitsek elbette en önemli şeyin, yiyecek ve içecek olduğunu görürüz. Hal böyle olunca, insanlar bu bölgeleri tercih ettiler ve burada çoğaldılar. Nüfus burada arttı, hayat burada gelişti.
Hemen ek bir bilgi vereyim;
Dünya tarımının temelinde bulunan, sekiz temel bitkinin altısı bu bölgede evcilleşmiştir. Bu sekiz temel bitki; çift sıralı buğday, tek sıralı buğday, arpa, mercimek, bezelye, nohut, acı burçak ve keten.
Burada şunu anlamakta fayda var; suyun bulunduğu bir bölge insanlar için çok önemli bir yer demektir. İşte bundan dolayı Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bu bölge insanlık için çok büyük bir öneme sahip. Suyun bulunduğu yer aslında medeniyetin ta kendisidir.
Mezopotamya medeniyetlerinin ortaya çıkmalarındaki temel faktörleri tarım ve suyun varlığı oluşturur.
Hani hep derler ya tarih derslerinde insanlar yerleşik hayata geçtiler diye. Mezopotamya‘daki bu yerleşik hayatın ifadesi verimli toprakları ile Fırat ve Dicle’nin varlığıdır.
Öte yandan şunu da unutmamak lazım; Mezopotamya‘nın coğrafi yapısı yerleşik hayat için ve medeniyetlerin gelişmesi için elverişli bir yer. Mısır‘a yakın, batıya ve doğuya ulaşmak gayet kolay.
Bu yüzden medeniyetlerin ilk kurulduğu yer olan Mezopotamya, aslında dünyadaki en doğru yerdir diyebiliriz.
Ve aynı zamanda Mezopotamya insanlık tarihinin başladığı yer olarak da kabul ediliyor. Çünkü yazı burada bulundu. Yazı insanlık tarihinin başlangıcıdır.
Sümerler yazıyı milattan önce 3000’li yıllarda keşfettiklerinde Mezopotamya bölgesinde yaşıyorlardı.
Az evvel de ifade ettiğimiz jeopolitik ve coğrafi yapısı yazının diğer bölgelere geçmesini kolaylaştırarak bilimin ve teknolojinin gelişmesini hızlandırdı.
İşte bu yüzden Mezopotamya, dünya medeniyetlerinin başkentidir.

Yorum bırakın