Hafıza, zihin, şuur. Hepsi bir arada.
Tarih, insanlığın geçmişidir. Tarih, insanlığın ortak çabasıdır. Tarih, insanlığın varoluşudur. Geçmiş ve geleceğin uyuşmasıdır tarih.
Günümüz insanlığı çok hızlı üreten ve çok hızlı tüketen bir toplumsal yapıya sahip küresel anlamda. Artık duvarlar kalktı, zamanla yarışıyoruz. Mesaj üretiyoruz, algı üretiyoruz, onu üretiyoruz bunu üretiyoruz ve bir anda hepimizin haberi oluyor bundan. Ne ilginç değil mi?
Sanki dünya bir köy. Ülkeleri evler olarak düşünürsek her ev birbirine çok yakın. Zaman ve dünya ilişkisi ters yüz oldu.
Neden bunları anlatıyorum? Bu küresellik bize geçmişi unutturuyor zira. Artık o ‘eski’ tabirini hayatımızdan çıkarttık. Her gün yeni bir şey karşımıza çıkıveriyor. Tam ona alışıyoruz başka bir şey veriyorlar önümüze. Tam ona da derken başka bir şey daha. Böyle bir hengâme içerisinde insan nasıl geçmişi hatırlasın? Hatırlamak bile aklımıza gelmiyor ne yazık.
Ama hatırlamalıyız ve buna mecburuz. İnsan unutkan değil, olmamalı. Çünkü geçmişin unutulduğu bir gelecek inşa edilemez.
Bu unutkanlığımıza sebep olan hastalık küreselleşmek, tektipleşmek olabilir, evet. Fakat bireysel anlamda insan buna karşı mücadele edebilir. Okuyarak, anlamaya çalışarak, çeşitli kültürlerden istifade ederek bu unutkanlığı aza indirebilir.
Esas sorun, toplumsal hafızamızın zayıflaması. Çünkü “dün dündür, bugün bugündür” bakış açısı bizi zayıflatıyor. Evet, dün geçmişe karıştı fakat biliyoruz ki dünyanın her ilerleyişi eskinin itiş gücü sayesinde olmuştur.
Bu itiş gücünden zihinsel ve maddi anlamda yararlanmalı ve bunu korumalıyız. Sonuçta, insan tekdüze bir hayat yaşamıyor. Sürekli değişip dönüşüyor. Buna ayak uydurmanın zorunluluğu var.
İşte bu zorunluluğu temel bir itiş gücü olan eski yani tarihten, tarihi anlayarak ve yaşananları analiz ederek harmanladığımızda yepyeni bir perspektif kazanacağımıza inanıyorum.

Yorum bırakın