Yaşamın sorunsalı dil, doğru kullanıldığında bal, kullanılmadığında zehir olur.
Sözlerime Hazreti Ali’ye ithaf edilen güzel bir söz ile başlamak istiyorum;
‘Söz sizin ağzınızda olduğu sürece, sizin esirinizdir. Söz ağzınızdan çıktıktan sonra, siz onun esiri olursunuz.’
Dil kullanımı günlük hayatın merkezinde yer alıyor. İlişkilerimiz ve iletişimlerimizi bu organımız dolayısıyla aktarabiliyor ve ifade ediyoruz. Dil, hücreleri birbirine bağlayan bir sıvı gibi bilgi/enformasyon aktarım sürecini yönetiyor. Bu süreç öyle önemli ki, en ufak bir aksaklıkta bile sonuçları büyük olabiliyor.
İşte bu şekilde bir köprü görevi gören yani gönderici-alıcı dengesini sağlayan dil, üretilen fikirlerin dönüşmesi görevini üstlenerek büyük bir iş çıkartıyor.
Konuyu biraz teorik temelde ifade ettik ama bu arka planı bilmek yarar sağlayacaktır.
Öte yandan dil yalnız başına bir organ mıdır? Asla. Onun bir komuta merkezi var. Orası da beynimiz.
Beynimiz ile dilimiz ortak bir düzlemde çalışır. Ürettiğimiz fikirlerin iletişime dönüşmesini dilimiz vasıtasıyla yaparız. Daha sosyal bir ifadeyle ‘konuşuruz konuşabildiğimiz kadar.’ İşte bu noktada tüm problemlerimizin beyin-dil ilişkisinin bozulması sonucunda oluştuğunu görüyoruz.
Yazımızın başlığı tam bu yüzden üç kere düşünmek ve bir kere konuşmak üzerine. Beynimizde milyonlarca fikir üretiyoruz. Binlerce şeyi hikayeleştiriyoruz. Dilimizle bunlardan hangisini tam olarak ifade ediyoruz? Hangi fikri net olarak karşıya aktarabiliyoruz? Hem de zarar vermeden pürüzsüz bir iletişimi nasıl yakalayabiliyoruz?
Bu soruların tamamının cevabı, konuşmadan önce net düşünmektir, beyin-dil ilişkisini net kurmaktır. Yani özü, ne dediğini bilmektir. Zamana ve mekana uygun bir biçimde sözümüzü söylemektir. Karşımızdaki kişiye vereceği zararı ön muhasebe edebilmektir. İşte budur üç kere düşünmek ve bir kere konuşmak.
Tam yeri gelmişken Yunus Emre’den bir alıntı yapmak isterim;
Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı
Bal ile yağ ede bir söz
Anadolu irfanının öncü ismi Yunus Emre ne de güzel özetlemiş aslında…
Konuyu şöyle toparlamak istiyorum; söz kullanırken yerini, zamanını ve ifadeyi doğru seçmek, alacağımız tepkiyi değiştirir ve karşı tarafa bırakacağımız kötü etkiyi minimalize eder. Günlük hayatın kırılmaları arasında bakın bir çevrenize. Tüm problem dilden kaynaklanır. Dolayısıyla böyle bir problemin çözümü elimizdeyken değerlendirmek toplumsal mutluluk, en temelde bireysel mutluluk için çok değerlidir.
Kısacası; ‘Şu dilini bir tutamadın ya!’ demekten korkmak lazım. 🙂

Yorum bırakın