Neden Yazı Yazarken Daha Farklı Kelimeler Kullanırız?

Kavramlar, fikirler ve düşünceler. Sezgiler, hisler ve vicdan.

Hepsinin ifade sahası kelimelerdir. Kelimelerimiz aracılığıyla dış dünyaya aktarım sağlıyoruz. Kullandığımız tüm kelimelerde bizden bir parça bulunur. Kendimizi açığa çıkarma şeklimizdir kelimelerimiz. Onların üstüne yoğunlaşır ve onları üretiriz.

Zihin dünyamızın içinden gelen kelimelerimizin beslendiği birçok argüman ve durum var. Okuduğumuz kitaplardan dinlediğimiz müziklere, olayların üstümüzde bıraktığı etkilerden yetişme şeklimize kadar hemen her şey bu argüman ve durumun içerisine dahildir. Buradan hareketle kullandığımız kelimelerin arka planındaki mimar biziz. Kendimize eklediğimiz ve gelişimimize yardımcı olacak tüm unsurlar kullandığımız kelimelerin yoğunluğunu artırır. Bu yoğunluk hayatın her alanındaki sahada bizi tanımlamaktadır. Bir bakıma kelimelerimiz bizim kimliğimizdir.

Peki kelimelerin yazma sürecinde yani yazıya dökülme macerasında nasıl bir durum söz konusudur?

Az evvel de ifade ettiğimiz üzere zihin dünyamızın ürünleri olan ve çok yönlülük barındıran bu kelimelerin bir de yazım sürecinde bir aksiyonu var. Evet, bizler kelimelerle konuşuyoruz ve ifademizi aktarıyoruz. Yazı da bu ifade sürecinin ikinci bir boyutudur. Yazı yazmak aynı zihin dünyasından beslenir ve konuştuğunuz kelimelerin çerçevesinde gerçekleşir. Burada bir ayrım var; konuştuğumuz kelimelerle yazarken kullandığımız kelimeler farklılık gösteriyor. Bunun sebebi yazı yazımında zihnimiz daha geniş bir pencere bulduğu için sahası genişliyor ve zihnimizdeki verileri birleştirmek için daha çok efor sarfediyor. Günlük hayatta 250-300 kelime ile konuşan insan, bir yazı yazarken 1000 belki 2000 farklı (değişiklik gösterebilir) kelime kullanabiliyor. Buraya bir link bırakıyorum. Bu konu ile alakalı daha önce yazdığım bir yazıdan da faydalanabilirsiniz; https://yigituluocak.blog/2020/12/12/yazi-yazmanin-kisisel-gelisim-icin-onemi-nedir/

Yazı yazma sürecinde beyin ile kağıt arasında (dijital yazmak farketmez) bir alışveriş doğuyor. Çünkü algılarımız bir konuyu ifade edebilmek hususunda birleşiyor. Tüm konsantrasyon ve koordinasyonumuz bu pencerede harmanlanıyor. Bir konuyu sadece konuşarak ifade ederken, dikkatimizin bozulabileceği bir çok etken olabiliyor. Dolayısıyla yazı yazarken daha farklı bir zihin dünyasında gibi hissetmemizin temel sebebi, dış dünyanın etkilerinden sıyrılmış soft bir hal almamızdır.

Buradan hareketle kitap okumak da aynı yazı yazmak gibi bilgi ile direkt temas etmek olduğu için her zaman dinlemekten daha etkili bir bilgi kazanma süreci olduğunu gösteriyor.

Yazı yazarken zihin dünyamızı çevreleyen gürültü azalıyor. Dolayısıyla günlük hayatta kullanmadığımız birçok kelimeyi burada kullanabilmek özgürlüğüne kavuşuyoruz. Yazı yazımında fikirlerimiz ve sezgilerimiz tüm duygularımızla da birleştiği için tipik bir kalıptan çıkıp daha özgün şeyler üretebiliyoruz.

Birkaç cümle önce de ifade ettiğim dikkati bozacak etkenler ışığında, dikkat bozukluğu çekenler için yazı yazmanın bir metod olarak kullanılmasının bu problemin çözümünde etkili olacağı kanaatindeyim. Yazı yazmak dikkat fonksiyonlarımızı en üst noktaya getirdiği için, problemin çözümü noktasında bir rehber olabilir.

Özetle, yazı yazmak bizim mürekkep üstündeki kimliğimizdir. Konuştuklarımızın penceresinden yazdıklarımız bizim rengimizdir. Yazarken farklı kelimeler kullanıyor olmamızın sebebi gürültüsüz ve yalın bir zihinle düşünmemizdir. Okumak ile yazmak kardeştir.

Yorum bırakın