Başarılı olmak, kişinin kendine biçtiği bir değer yargısıdır. Hayatında elde ettiği ne varsa onu bir başarı olarak görebilir ve ses getirmesine gerek kalmadan bu başarıyı kendi hayatının en üst düzey noktasında deneyimleyebilir. Bazı kişiler ise, küçük başarılar ile yetinmemeyi öğrenmiştir ve öğretirler. Onlar, başarının toplumsal normlar tarafından kabul edildiğinde gerçek değerine ulaştığını iddia ederler.
Başarı, üzerinde binlerce sözlük anlamı çıkartabileceğimiz bir kelimedir. Küçük-büyük, güçlü-zayıf, eksik-tam gibi zıtları da kapsamaktadır. Bu yazının içeriği de, başarı anlayışlarının bir inşa metodolojisine sahip olduğunu savunarak, her çeşit başarının aslında hayal ve reel düzleminde görüldüğünü, hayaller ile reel dünyanın içinde var olduğunu aktaracaktır.
Hayal ve Reel.
Dünya hızla değişirken, hedeflerimiz ve amaçlarımız da çeşitli sebeplerden ötürü değişmeye ve dönüşmeye devam etmektir. Başarılı olmanın nihai hedefini, bir metayı sahiplenmek üzerine koşullamak, bizi başarılı statüsüne çıkartmak için gereken onayı almaya çabalamaktan öteye geçilemeyen bir sosyo-psikolojik dönemin içerisindeyiz. Hayaller, bu devirde gerçeklere çarpar, gerçekler hayallerin hayali ile yanar tutuşur. Bir hedef belirlenir, hedefin hayalden yola çıkan heyecanı ile işe başlanır ve bir anda gerçekler, yani Reel ile karşılaşılınca ortaya toz duman savrulur. Tabi bu savruluş hayal sahibini yerinden eder. Yeniden deneyeme karar verir ve yine. Sonra bir daha ve yine. Derken hayaller, gerçek (!) dünyanın kapılarının ardında bir mahkum vaziyetine düşerler.
Günümüz global dünyasının hayal gücünü besleyen teknolojik imkanlarının var olduğu naralarının atılmasının arasında hayal sahipleri, içlerini korku ve karanlık iklimine bırakır. Kaygılar ve stres de beraberinde elbette. Peki gerçek acımasız mıdır? Aslında gerçek, hayal kurarken ulaşmak istediğimiz hedef olduğu için, hayalin içinde bir perdenin arkasından el sallar. Hayal sahibi bu gerçeği görmeyi istemez. Zaten görmek istese bu hayal olmaz. Hayal etmek, yani düşüncede suni bir yapı inşa etmek, gerçek dünyanın karışma alanı değildir ki. Peki neden hep biz gerçek dünyanın sınırları içerisinde bir hayal dünyası oluşturuyoruz? İşin özünde bu soru yatıyor.
Sorun, kafamızda kurduğumuz bir gerçeklik algısıdır.
Evet, bir gerçeklik algısı. Bu algıya sahip olunduğu an hemen ikinci aşama gelir: gerçek olmayan zorluklar. Hayal sahibi bu suni zorlukları düşünerek, hayal dünyasına bir sınır getirir. Çünkü inandığı, üzerine gitmekten çekindiği bir dünya ile karşı karşıya kalmıştır. Nasıl olacak? Ne yapacağım? Başarabilecek miyim? Ya bu sorun çıkarsa? gibi sorular beynine hücum etmeye başlar. Bu kişi de bu sorulara yenik düşmeyi ‘seçerek’, kafasında kurduğu gerçeklik algısının içinde tutunmaya, acı çekmeye devam eder. Bir fikir, bir proje, bir çaba bu gerçeklik algısının yani aslında var olmayan, sadece suni olan bu gerçeklik düşüncesinin içerisinde rafa kaldırılarak çöpe atılır.
Oysa ki suni olan gerçeklik algısının şimdiye, bu ana bir etkisi yoktur. Kafadaki suni zorluklar gelecektedir, gelmeyecek olsa bile. Fakat kendimizi inandırdığımız başarısızlık ve hayal etme gücünü zayıflatışımız dolayısıyla her hayal kaynaklı pozitif düşüncemizi otomatik olarak iptal ederiz. Zihnimizi bir algoritma üretmesi için iknaya başlarız. Bu ikna sonunda biz de ikna olarak, sınırlanmayı, sorgulamamayı, üretkenliğimizin azalmasını da beraberinde alırız.
Bu sorunun reçetesi ne olabilir?
Şimdiye olan inanç. Bunun altını çizmek istiyorum. Anda olmanın gücü ile kafadaki suni gerçekliklerden kurtulmak mümkün. Genel anlamda insanın kaygılarının, korkularının ve güçlü gelecek belirsizliğinin sebebi, psiko temelde gelecek hakkında negatif bir anlayış alışkanlığıdır. Peki ben şimdi şimdideysem, o zaman gelecekte olacak sorunların benim üzerimdeki etkisi nedir ki? Neden hayal gücümü, pozitif enerjimi sıkıştırıyor ve kısıyorum? O yüzden şimdi buradayım.
Şimdi de olmamanın ve geleceğe negatif bir beklenti ile bakmanın bir diğer kötü yan etkisi de enerji kaybı ve motivasyon düşüşüdür. Çünkü hep kendinize şunu telkin ediyorsunuz: ‘dur, gelecek çok kötü olacak!’ Böyle bir düşünme prensibi ile hangi şeyden devamlılık ve enerji bekleyebilirsiniz ki?
Özetle, hayaller ve reel dünya, kafamızda kurduğumuz bir platformdur. Hayaller zihinde inşa ediliyor da, gerçekler neden zihnin dışında gibi algılanıyor? Neden gerçekler hep negatif olmak zorunda? İşte bu soruların cevabı, şimdinin gücünde ve zihnin pozitifinde kalarak hayal dünyamızın sınırlarını sunileştirmemeyi öğrenmek, geleceğin gelmediğini, gelecekse de kötü olmak zorunda olmadığını idrak etmekten geçiyor.

Yorum bırakın