Hepimiz biliriz ki, bir konuda plan yapmak da bir strateji, bu planın değişkenlerine sahip olmak da bir stratejidir. Tarih boyunca da böyle olagelmiştir. Değişkenleri yönlendirmek, bunlar hakkında karar verebilmek çok yönlü düşünen ve değiştiren bir stratejistin hamleleridir.
Fakat artık değişen günümüzün dijital unsurları, hayatın daha daha içine girdikçe stratejik paradigmalarda değişiklikler olduğunu görüyoruz. Daha öncül zamanlarda olduğu gibi insan davranışları kompleks bir analizden geçiriliyor olsa da artık son sözü kahir ekseriyette algoritmalar vermektedir.
Dolayısıyla modern çağın bir de naz tarafı olacak ki, algoritmalar sizin kurduğunuz ya da düşündüğünüz denklemlerin çok ötesinde bir pozisyon sergilemektedir. Bu da yeni stratejistlerin düşünme biçimlerinde bir değişiklik zorunluluğu meydana getirmektedir. Bunula birlikte algoritmalardan kastım, yoğun anlamda kullanılmaya başlanan -ki 2023 başlarından itibaren- yapay zeka araçlarının bireyselleşmesi dolayısıyla, artık soyut unsurların da maddi analizlerinin kolayca yapılabileceği bir noktaya gelinmiştir.
Veriler bizlere gösteriyor ki Türkiye ve Dünya özelinde yapay zeka kullanımı son 3 yılda tarihin gördüğü zirve noktasına ulaştı ve tabii devamı da gelecektir. Buradan hareketle, mesleğiniz ne olursa olsun hatta buna günlük hayatı da dahil edebiliriz, yapay zekanın algoritmik stratejilerini kullanma becerinizle doğru orantılı bir hareket söz konusu olacaktır. En temelde insan duygularını makinelerin anlayamayacağını iddia ediyor olsak da, yadsınamaz bir gerçek var ki, artık makineler duyguları tanımlamaya da başlıyor. Bir insanın tüm elementleriyle onu insan haline getiren özgün kültürel kimliği ve duygularının püf noktalarını, 0 ve 1’ler üzerinden yorumlayan ve hata payı en az olan bir kullanım aracı yapay zekanın, bu anlamda stratejik düşünmeyi de değiştireceği kaçınılmaz bir aşîkarlık taşımaktadır.
İşte konunun esas bağlamı da bu minvalde durmaktadır.
Yapay Zeka araçlarını kullanmak zorunluluğu meydana gelmiştir. Stratejistler de mesleklerinin zaten gerekli olan doğal öğrenme özelliklerini bu alanlara yönlendirmesi, kurdukları stratejilerdeki verimi artıracaktır. Artık eskisi gibi bir dünya yok. Çünkü insanlar bu fikirleri ve stratejileri doğrudan makinelere yaptırma şansını elde etmişlerdir ve bu anlamda yapay zeka araçlarından uzak olan bir stratejistin de bu hızdan geri kalacağı çok net bir gerçektir.
İkinci önemli bir unsur da, yapay zekanın gelişiyor olması, duygu ve düşünce okuması gereken stratejilerin daha da komplike bir hale gelmesine sebebiyet vermesidir. Çünkü duygu ve düşünce çözümlemesi gerektiren stratejik alanlar, artık sadece insan sezgisine bırakılamayacak kadar karmaşık ve çok katmanlı hale gelmiştir. Özellikle pazarlama, siyaset, diplomasi, kamuoyu yönetimi gibi duygusal etkileşimlerin yüksek olduğu alanlarda; yapay zekâ, milyonlarca veriyi analiz ederek hem bireysel hem de kitlesel eğilimleri daha hızlı ve isabetli şekilde tahmin edebilir hale gelmiştir.
Bu durum, stratejistin rolünü tamamen ortadan kaldırmasa da, ona yeni bir görev tanımı yüklemektedir: algoritmaları anlayan, yönlendiren ve sentezleyen bir zihin inşa etmek.
Stratejinin evrimi; insan aklının, dijital akılla kurduğu bu yeni ittifakta şekillenmektedir. Bir yanda sezgiler, kültür, etik, empati gibi hâlâ sadece insanda var olan unsurlar; diğer yanda ise veri madenciliği, istatistiksel doğruluk ve öğrenen makinelerin çözüm gücü…
Bu evrim, stratejiyi daha güçlü, daha karmaşık ama aynı zamanda daha gerçekçi hale getirmiştir. Çünkü artık stratejiler, yalnızca “ne olmalı” sorusuyla değil, “ne olabilir, ne olacak ve nasıl olmalı?” sorularıyla kurulmaktadır.
Özetle:
bugünün ve geleceğin stratejisti, insan ile makine arasında bir zihinsel arayüz haline gelmiştir. Artık mesele sadece karar vermek değil; o kararı verirken veriyi, duyguyu, etik değerleri ve teknolojiyi senkronize bir biçimde yönetebilmektir.
Ve şunu artık açıkça söyleyebiliriz:
Yapay zekâyı kaçıran ve uzak kalan bir stratejist, karar değil sadece refleks üretir.
Bu çağda strateji kurmak ve stratejist olabilmek, salt bir düşünce değil; bir beceri, bir teknoloji ortaklığı ve bir zihinsel dönüşüm meselesidir.

Yorum bırakın