Girişimci Ruhumuz Neden Eksik?

Girişimcilik, insanın fikirleriyle fiilerinin dansıdır.

Başarılı olmak için ne gerekir? Ya da para kazanmak için olmazsa olmaz nedir? Nasıl ünlü olunur? Ya da nasıl tarihe damga vurulur? Peki suyun kaldırma kuvvetini bulmak da bir girişim midir?

Tarih boyunca yaşayan binlerce insan, bu insanların geride bıraktığı tonlarca ağırlıktaki kültürel miras… Herkes bir şeyler denedi, oldu ya da olmadı bu önemli değil. Herkes istedi, mühim olan da bu değil miydi zaten?

Teknolojik gelişmeler, kağıdın icadı, buharlı makineler vs. hemen hepsi birilerinin denemekten korkmaması yüzünden ortaya çıktı. Bu insanlar bu girişimci ruha sahiptiler.

Evet denemekten korkmamak. Onlar korkmadılar ve pes de etmediler.

Peki 21. yüzyılda biz cesur muyuz? Cesur olmanın ve denemekten korkmamanın en uygun olduğu bilimsel atmosferin içerisinde, imkânların fazlalığının ortasında neden hâlâ ellerimiz cebimizde?

Demek ki ya bir şeylerden korkuyoruz ya da asla başaramayacağımıza dair bir inanç geliştirmişiz. İşte bu en tehlikeli durum diyebilirim. Çünkü bu tarz inançlar, hareketimizi kısıtlar.

Bizim zihinimiz ve düşüncelerimiz, bizim ön kabullerimiz dolayısıyla zedeleniyor. Halbuki bir işe giriştiğinizde onun olduğunu gördüğünüz zaman, ön yargınızın, yani başaramayacağınıza olan inancınızın gereksizliğini çok rahat şekilde farkedeceksiniz. Ben farkettim.

Bir şeyler denemenin, bir şeyler hedeflemenin kimseye bir zararı yoktur. Korkmamak lazım. Potansiyelinizle çelişmeyin. Kafamızda kurduğumuz düşünceler ve ürettiğimiz korkular, duygular hepsi bizi yoruyor. Bırakın akıp gitsinler, siz deneyin. Deneyin çünkü yarın çok geç olabilir.

Yorum bırakın