Marka,marka,marka… Günümüzde, kimilerine göre popüler kültürün ışıltıları, kimilerine göre kişilerin kendileri, kimilerine göre de uluslararası özellikteki tüm kuruluşlar, belki de mahalle bakkalımız.
Ben de bu hengâmede sıfırdan bir markanın nasıl bir algı üzerine kurulması gerektiğini analiz ediyorum.
Marka, algılar bütünüdür. Tüketicinin zihnindeki konumudur. Bu konuma göre değer alır.
Marka, tüketicinin neyi nasıl istediğinin dışa vurumudur.
Marka, hedef kitlelerin ortak dilidir. Siz olmaktır, sizi istemektir.
İşte bu metriklere göre, markamızın tüketici zihnindeki yerini konumlandırabiliriz. Günümüzde başarılı tüm markaların mutfağında, algı yönetimini iyi bilen ve buna göre stratejilerine yön veren ekipler var.
Peki nasıl uygulayacağız bu algı sürecini?
Bir önceki yazımda, sosyal medya dilini irdelemiştim. Orada da dediğim gibi, tüm mesele ne üretirsek üretelim tüketici penceresinden bakmaktır. Onu anlamak ve yorumlamak en önemli ilkemizdir.
Öte yandan, algı yönetimini iyi kuran bir marka, pazarda yapacağı bütün hamlelerini de buna göre düzenlerse küreselliğe gitmek için bir engeli de kalmaz.
Söz uzar gider, kısacası tüm mesele tüketicinin zihninde. Onu anlayıp, ona göre yerini alanlar başarılı olurlar.

Yorum bırakın